Psikanalitik Terapide Talep

İnsanları terapiye getiren nedir? Talebin söylem gibi katmanlı olması, kişinin terapötik bir süreçte yüzeydeki talebinin ötesine geçen bir hakikatle karşılaşması mümkün müdür?



Terapiye gelen herkesin onları oraya getiren bir hikayesi vardır. Kişiler çoğu zaman hayatlarında bir çeşit kriz döneminde olduklarını anlatırlar. Hayatla veya bağlı olunan insanlarla alışılagelen ilişki kurma yolları tıkanmıştır. Kişi ilk seanstan itibaren “bu krizin bitmesini sağlayın, bana yardım edin” demektedir. Bunlar söylenirken psikolojik dilde alt yazı geçer: “alıştığım ilişkilenme yöntemleri tekrar işler olsun, onlardan eskiden edindiğim tatmini yeniden edinebileyim.” Yani, “sihirli değnekle dokunup şikâyet ettiğim şeyleri tekrar zevkli hale getirin.”


Peki burada aslında nasıl bir talep söz konusudur?

Talebin içerisinde henüz kişinin kendisinin de bilmediği başka katmanlar olması mümkün müdür?

Terapi görünürde iletilen talebi karşılar mı?

Karşılamazsa kişiyi neyle karşılaştırır?

Talebin ötesinde bir yere varmak, varana kadar yolda kendiliğe dair bir hakikat üretmek mümkün müdür?


Psikanalitik yönelimle ilerlemeyen terapi yaklaşımları kişiyi talep ettikleriyle karşılaştırmalarıyla bilinirler. İstenen ve karşılığında verilen son derece nettir. 1 kilo limona 10TL vermek gibi. Pazar ekonomisindeki her bir alışveriş gibi.

Böyle terapiler psikanalitik yönelimli çalışmalara kıyasla çok daha kısa sürer. Günün sonunda bir kişi için 1kg limonu hazırlayıp vermenin çok da fazla çeşidi yoktur. Talep görünürde iletildiğiyle eş bir olgu olarak ele alınır, okunan anlam tektir. Şikayetler güncel görünümlerinde izole edilip uzaydan gelmiş istenmeyen varlıklar gibi görülürler. Saptanan tekil anlamı yok etmek için çeşitli girişimlerde bulunulur. Odak noktası istenilmeyenin yok edilmesi olacaktır. Söylemin katmanlı yapısı fark edilmez.


Psikanalizin, daha da özelinde Lacanyen yönelimli psikanalizin kişiyi karşılaştırdığı şey ise çok daha başkadır. Bu yönelimle çalışan terapist sihirli değneği olmadığının ayırdındadır. Kişiyi 1kg limonla yollamak yerine kendisiyle ilgili uzun süreli bir yolculuğa çıkmaya davet eder.


Psikanalitik süreçler yüzeydeki talebe dair bir çeşit sorunun, merakın uyanmasıyla başlar.

“Şikâyet ettiğim olgu benimle ilgili ne ifade ediyor? Burada nasıl bir pozisyondayım? X özellikteki kişilerle / durumlarla ilişkilenirken kendimi Y konumunda buluyorum. Burada tekrar ettiğim bir şey olabilir mi? Geçmişimin bugünkü şikâyetim üzerinde bir etkisi olmuş olabilir mi? (…)”


Şikâyet olarak gösterilen belirtiler bilinçdışı çatışmalar sebebiyle ortaya çıkan kaygıyla salt bir arada bulunuşun engellenmesi için işlemeye koyulan özgün üretimlerdir.

Psikanalitik bir süreç güncel şikâyet konusu olan belirtilerin köklerine yönelir. Erken çocukluk dönemlerinden günümüze kadar bu köklerin önce yerini hazırlayan, sonra da onları o yere adım adım sabitleyen bütün materyal konuşmaya getirilmeye çalışılır. Belirtilerin çekirdeğinde bulunan, o kişi için söze gelmeyen, kabul edilemez, belki de var olması hiç istenmemiş olan isteklerin, bilindiği bilinmeyen bilgilerin kelime bulduğu yerdir burası.

Belirtiler kişinin bünyesine uzaydan gelmiş yabancı, tekil oluşumlardan ziyade özgün üretimler olarak ele alındıkça kişinin hayata ve ilişkilere reaksiyon verme biçimlerinin temelleri de kendilerini gösterir. Bu temelleri yerinden sarstıkça yeni ilişkilenme yolları mümkün olmaya başlar. Kişi kendi arzusuyla ilişkilenmenin, dolayısıyla hayattan zevk almanın farklı bir yolunu kendisi icat eder. Bir başka deyişle kelimeler yerini buldukça bir çeşit özgürlük kazanılır.


Özetle terapiye gelen çoğu kişi onu oraya getiren yakınmasından bir an önce kurtulmak talebi ile gelir. Psikanalitik yönelimli terapi ise kısa ve kestirme çözümlerin aksine kişiye kendisini ve hayatla ilişkilenme biçimini en başından sorgulamaya açan bir alan sunar. Bu alanın kişi üzerindeki etkisi kişinin talebine eş değerde değildir fakat böyle bir sürecin sonunda elde edilen aslında yüzeydeki talebin ötesine geçen, arandığı henüz bilinmeyen başka bir şeydir.



Su Polat,

2021