top of page
Ara
  • Yazarın fotoğrafıSu Polat

Psikanalizde Kayıp – 1

Freudyen Psikanaliz’de Kayıp ve Yas:

Yas sadece ölümden sonra mı tutulur? Kayıp aslında nedir? Yasın arka planında nasıl bir mekanizma vardır? Freudyen Psikanaliz penceresinden cevaplar.



Her birimiz sevgi nesnelerimizle1 ilgili sayısız tekil izlenim bulundururuz. Bunlar, o nesneye dair kaydı bilinçdışında tutulmuş izler olarak düşünülebilir. Her birinin kaynağı kişi için önemli olan bir ilişkidir. Aslında, bu izlerin varlığı zaten bir sevgi nesnesinin kişinin dünyasında bir yer sahibi olmasının kaçınılmaz bir sonucudur. Freudyen psikanalizde “yaşam enerjisi” olarak da tabir edilen libido sevgi nesnelerine dair iz biriktirme sürecinde rol alır. Freudyen bir dil kullanarak ilişki kurulurken sevgi nesnesine dair her bir temsile libidinal bir yatırım yapılır diyebiliriz2.

Freud yası sadece ölümün ardından yaşanan bir tecrübe olarak görmez. Ölüm yası tutulabilecek kayıplar arasından somutluğuyla sıyrılır çünkü ortada ampirik düzlemde de ölçülebilecek, herkesin kabul ettiği bir yitirme bulunmaktadır. Fakat yas sadece ölümle sınırlı değildir.  Temsilleri zihinde derin izler bırakan bir ilişkinin bir çeşit ayrılık veya yabancılaşma sonucu yitirilmesi de yası getirir. Yani, “kaybettiğimiz” kişi gerçeklikte yaşamaya, nefes almaya devam edebilir, fakat bizim bu kişiyle ilişkilenme biçimimizin doğası değişmiştir. Bu anlamda bu kişiyle aynı şehirde, hatta aynı evde yaşamaya devam ediyor da olabiliriz. Savı daha da ileri götürecek olursak dini veya politik bir idealin kaybedilmesinin bile yas sürecini başlatabileceğini ileri sürebiliriz. İdeallerle kurulan bağ da pek tabi zihinde iz bırakır. Anahtar nokta hayatımızda bir referans noktası konumunda olan, bağlarımızın merkezinde bulunan bir ilişkilenmeyi kaybediştir.

Peki yas nedir?

Freudyen bir ifadeyle: libidonun kaybedilen sevgi nesnesine dair her bir tekil izlenimden geri çekilmesi sürecidir. Yani, nesneyle ilişki kurarken yapılan libidinal yatırımın ben’e geri dönüşüdür.

Bu nasıl mümkün olur?

Psişik düzlemde kayıp nesneye dair bütün temsillere erişerek. Konuyla ilgili en sevdiğim metafor Darian Leader’ın pırlanta örneği3: kaybedilen nesneye dair temsillerin bütününü pek çok yüzeyi olan bir pırlanta olarak düşünelim. Her bir yüzey kaybedilene dair bir anı, bir umut, bir öfke, olumlu ve olumsuz taraflarıyla ilişkinin her bir kesiti, aynı zamanda pırlantanın da kesitleri olsun. Yas süreci bu pırlantayı elimize alıp olabildiğince çok yüzeyine olabildiğince çok açıdan bakmak demek olacaktır. Hatta bakmak da yetmeyecek, her bir kesitin kişideki yerinin söze gelmesi gerekecektir. [SP1] 

Freud süreci şu şekilde kuramsallaştırır: kayıp acı vericidir. Benlik kayıpla yüzleşmek istemez. Fakat gerçeklik sınaması sürekli olarak benliği sevilen nesnenin artık ona ayrılan yerde olmadığı gerçeğiyle yüzleştirir. Bu olurken libidinal yatırımlar tek tek geri çekilmektedir. Benlik kaybın inkarına uğraşsa da genellikle sürecin sonunda gerçeklik sınaması galip gelir.

Bahsedilen süreç kesinlikle patolojik değildir. Aksine, bir nesne kaybı yaşandıktan sonra yas tutabilmek oldukça sağlıklı, hatta gerekli bir süreçtir. Yas bir kere ilerleyişinin ivmesini kazandıktan sonra onu raylarından çıkartmaya çalışmak yararlı olmak bir kenara, kişi için zarar verici olacaktır. Fakat her yas ilerlemesi gerektiği gibi ilerlemez. Hatta bazen hiç başlayamaz. İşte bu süreçler için patolojik veya karmaşık yas ifadelerini kullanabiliriz. Psikanaliz bu durumlarda çoğu zaman kaybedilen nesneye karşı duyulan çeşitli bilinçdışı çatışmaların yası rayından çıkarttığını, hatta belki de söz konusu içsel çatışmalar sebebiyle rayların henüz yerlerine dahi koyulmamış olduğunu öğretir.

Sevgi nesneleriyle kurulan ilişkiler çok yönlüdür (pırlanta). Özellikle yakın ilişkiler. Bazı kesitlerin eğimleri zıt yönde olabilir. Bir başka deyişle aynı kişiye dair zıt izlenimler ve birden çok duygu barındırmak mümkündür -hatta eğer söz konusu olan temel bakım verenler veya benzeri yakın bir ilişkiyse bu bir noktada kaçınılmazdır-. Temsilleri bizler için yoğun olan bir nesneye karşı hem sevgi hem de öfke, hatta belki nefret hissediyor olmak mümkündür. Aynı anda bulundurulan zıt temsiller içsel çatışmayla sonuçlanabilir. Böyle bir durumda yasın karmaşıklaşıp sekteye uğraması mümkündür.

Yas sürecinin benzer bir şekilde sekteye uğraması çocukluk döneminde yaşanan kayıplarda görülür: henüz psişik yapıda nesne ve yerine dair nihai bir yer hazırlanamadan, yani psişik gelişim tamamlanamadan (genellikle 8 yaş ve öncesi) yaşanan kayıplarda yas süreci yaşanamayabilir. Bu durumda yaşanamayan kayıp yetişkinlikteki ilişkiler üzerinden tekrar tekrar geri gelir, yas bütün karmaşıklığıyla özneyle beraber kalır4.

Psikanaliz veya psikanalitik yönelimli terapi böylesi durumlarda işlevlidir: terapötik süreçte kayıp, kelimelerini bularak tekrardan tecrübe edilebilecek bir olgu olur. Bir başka deyişle psikanaliz pırlantayı kişinin tekrardan tutmasına yardımcı olur, onu görebilmesi için ışıkları açar, her bir kesite beraber bakmaya davet eder.

Freud’un ele aldığı bir başka yas çeşidi de patolojik yas, ya da melankolidir5. Bu durumda farklı bir mekanizma işler: kişi kaybedilen nesnenin nefret edilen taraflarıyla özdeşleşim kurmuş, adeta nesneyi içine atmıştır. Freud’un konu üzerine eseri Yas ve Melankoli’den alıntı yapacak olursak “benliğin üzerine nesnenin gölgesi düşmüştür”. Burada bitmeyen bir acı, içinden çıkılamayan bir yas söz konusudur. Patolojik bir durumdur. Lacanyen psikanalizde psikotik klinik yapı dahilinde incelenir. Tecrübe edenlerin anlamlı bir yüzdesi intihar etmektedir. Örneğin Van Gogh’un intiharı psikanalizde melankolinin bir sonucu olarak ele alınır. Ünlü ressamın doğumundan ölümüne kadar olan nesne ilişkileri incelendiğinde ömrü boyunca patolojik yası tecrübe ettiği görülür6.

Freud makalesini yazdığında yas, karmaşık yas ve melankoliyi aynı uzam üzerinde bulunan fakat birbirlerinden yoğunluk dereceleriyle ayrılan durumlar olarak görüyordu. Psikanalizin kurucu babasının sevgi nesneleri, kayıp ve yas üzerine düşünceleri bahsedildiği üzere libidinal yatırımlar yapan -ve bu yatırımları geri çekebilen- bir ego olduğu fikri üzerinden ilerliyordu.

 

 

 

 

 

Notlar

 

1 Sevgi nesnesi tabirindeki ve metnin ilerleyen kısımlarındaki nesne sözcüğü kişide duygulanım yaratan, sevginin veya cinsel ilginin yöneltildiği, bir başka deyişle kişinin egosunun yatırım yaptığı insanları ifade etmek için kullanılmıştır. Sevgi nesnesi psikanalitik bir kavramdır (bkz.: https://dictionary.apa.org/love-object ). Kavramın kullanımı kişileri cansız varlıklara indirgemek gibi bir amaç taşımamaktadır.

2 Söz konusu yazı içerisinde bahsedilen Sigmund Freud’a ait fikirler 1917 yılında yayınladığı makalesi Yas ve Melankoli adlı makalesinde ileri sürülmektedir. Bkz.: Freud, S. (1917). Mourning and melancholia. In Freud, S., Strachey, J., Freud, A., Strachey, A., & Tyson, A. (2001). The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud. London: Vintage.

3 Bkz.: Leader, D. (2009). The new black: Mourning, melancholia, and depression. Graywolf Press., sf. 28.

4 Paragrafta bahsedilen bilgiler erken dönemlerde ebeveyn kaybını ve kaybın yetişkinlikteki ilişkiler üzerine etkilerini konu alan tezimden alınmıştır. Tezin erken çocukluk döneminde kaybın deneyimlenişine dair ortaya koyduğu bilgiler önceki literatürü de doğrulamaktadır. Bkz.: Polat, S. (2020). A Psychoanalytical Study of Women’s Experiences Related to Early Paternal Loss and Romantic Relations. (Master’s Thesis). METU Theses Collection.

5 Melankoli kelimesinin bir çeşit hüzün anlamına veya popüler kültür içerisinde kazandığı herhangi bir anlama karşılık gelecek şekilde kullanılmadığına dikkat çekmek isterim. Bahsedilen psikanaliz içerisindeki klinik bir tanıdır.

6 Bkz.: 3. notta adı geçen eser, sf.  54.


10 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comentários


bottom of page