top of page
Ara
  • Yazarın fotoğrafıSu Polat

Sapkınlık ve Nevroz Üzerine: ''You'' Dizisinin İlk 3 Sezonu

Netflix’te yayınlanan “You” isimli dizi izleyenleri 3 sezon boyunca seri katil Joe Goldberg’ün gündelik yaşamına ve romantik ilişki tarihçesine tanıklık etmeye davet ediyor. Dizi boyunca cinayetlerini sevgi uğruna işleyen Joe’nun portresi kimi zaman bir canavar, kimi zaman da “mahallenin sevimli çocuğu” olarak çiziliyor. İkilem dizi boyunca sıklıkla Joe’nun içsel çatışması olarak da gösteriliyor. Peki Joe Goldberg’ün klinik yapısıyla ilgili ne söylenebilir? Bu soruya cevap vermek için kendisinin bir hayli karmaşık olan obje ilişkilerini ve yasayla olan ilişkisini incelemek gerekiyor.





Cinayetleri bir süreliğine göz ardı edecek olursak dizide ilk göze çarpan olgu Joe’nun kendisini yılmadan içine soktuğu, dışarıdan bakınca oldukça nevrotik görünen, dizi boyunca da tekrar tekrar kurulan arzu dinamiği oluyor. Nevroz sosyal yasanın içerisinde olan, dolayısıyla semptom geliştirebilse de aklını kaybedemeyen kişilerin sahip olduğu klinik yapıdır. Nevrotik kişi aklını kaybetmenin sınırlarında gezdiğini duyumsayabilir veya aklını kaybettiği fantezisini oldukça gerçekmiş gibi deneyimleyebilir fakat bunlar aklını gerçekten kaybetmekle aynı şey değildir.

Döngü Joe’nun kısa bir süre gördükten sonra oldukça hızlı bir şekilde aktarım yaptığı bir kadının ortaya çıkışıyla başlıyor. Söz konusu kadın hızlı bir şekilde Joe’nun eksiğinin, yani arzusunun gösterenine indirgeniyor: elde edilse, beraber olunsa, beraberken bütün güçlükler aşılsa, ayrılık ihtimalleri bertaraf edilse Joe’yu sonsuz mutluluğuna eriştirecek birer obje oluyor kadınlar. Bir süreliğine var oluşundaki eksiğin kapanabileceği illüzyonu uyanıyor Joe için. Eksiği ayrılığın ardından yitirilmiş olan kadın görünümünde flashback’ler eşliğinde görüyoruz. Joe’nun hafızası annesinden travmatik ayrılışına kadar gerilere gidiyor. Joe bu kez -her bir kadına aktarım yapışında yeniden bu kez- acılı ayrılığı tekrarlamamaya oldukça kararlı. Bunun için her şeyi yapmaya hazır.

Buraya kadar bakıldığında her bir nevoritiğin yapısal eksiğin hayatın içerisindeki objelerle kapanabileceğine dair inancını görüyoruz. Joe’nun durumunda dinamik aşk üzerinden ilerliyor, fakat hayatın içinde aynı formülü her zaman Joe veya aşkın kendisi kadar tutkulu olmasa da başka pek çok obje üzerinden yaşamak mümkün. Bir diploma, çalışırken en sonunda tamamlanabilen o zorlayıcı etap, edinilmesi için uğraşılmış, bir kere sahip olunca tanıdıkların, arkadaşların, ebeveynlerin, patronun (…) beğeniyle bakacağına inanılan o saat, bilgisayar, araba, kıyafet, ev, çekici bir partner, tepesine tırmanılan o en yüksek dağ, aşılması zor olan o yol… Başka’nın gözüne girmek için nevrotiğin eksiğini kapayacağı illüzyonunu yaşayabildiği objelerin listesi sonsuzluğa dek uzayabilir. Söz konusu olan gerekli bir illüzyondur. Nevrotiği hayatta tutan, etkileşime geçiren şey eksiği, yani arzusudur. Nevrotik en çok bir arzu döngüsünün içerisindeyken hayatta olduğunu hisseder. Sosyal bağ da eksik sayesinde kurulur. Bir başka deyişle, değerli bulunan bir objenin peşinden koşma hali oldukça insancıldır, hatta yapılandırıcıdır.

Objenin yeri mutlak olduktan sonra öznenin içinde kaldığı durum açıktır: objeye erişim tatmin getirecektir, yokluğu ise acı kaynağı olacaktır. O halde böyle bir tablo içerisinde kıymetli objeye erişim bir şekilde engellendiğinde kişinin engelleri aşmaya çabalaması da son derece beklendik bir durum olur. Hatta zorluk bazen bumerang gibi dönüp objeyi daha da kıymetli kılar.

Joe Goldberg de sevgi objesine ulaşmak için elinden geleni yapıyor. Objenin uzaklaşmasının yarattığı kaygı her ne pahasına olursa olsun engellenmek zorunda. Bu uğurda aşılmayacak sınır, çiğnenmeyecek kural yok: hatta bu birbiri ardına işlenecek cinayetler anlamına gelse bile.

Aşılmayacak sınır mı yok?

Tam da burada Joe’nun yasayla olan ilişkisini pusulamız yapıp nevrotik klinik yapının kıyılarından uzaklaşıyoruz. Rotamız sapkınlığa çıkıyor. Sapkınlık (perversion) Lacanyen psikanalizde kabul edilen üç klinik yapıdan biridir. Diğer iki yapı psikoz ve yukarıda bahsedilen arzu dinamiklerinin yaşandığı nevrozdur. Sapkın yasayı tanımaz. Dolayısıyla sınır onun için pek bir şey ifade etmez. Sapkın zevk yolunda gidebildiği kadar ileri gider.

Bu noktada sapkın davranışlarla klinik bir yapı olarak sapkınlığı ayırt etmek önemlidir. Sapkın sıklıkla toplumun yasasına aykırı davranışlarda bulunabilir, fakat yasayı çiğnemek sadece sapkının yapabildiği bir davranış değildir. Nevrotik yapıya sahip bir kişi de sapkın bir davranışta bulunabilir veya daha genelinde sapkın bir savunma edinebilir. Klinik tanı tekil davranışlar üzerinden verilemez.

O halde Joe Goldberg hangi klinik yapıya sahip olabilir? Cinayet işlemenin sapkın bir davranış olduğu şüphesizdir. Bu açıdan Joe defalarca sapkın eylemler gerçekleştirmiştir demek doğru olur. Bu durum, özellikle de cinayetleri işlerken yaşadığı kaygı düzeyinin azlığıyla birlikte okunduğunda Joe’nun sapkın yapıya sahip olduğuna dair oldukça ikna edici durmaktadır. Fakat aynı zamanda Joe’nun obje ilişkilerinin içerisindeki nevrotik dinamik de kendisini gösterir. Joe eksiği inkâr etmez, fakat eksiği kapatmak için yapabileceklerinin bir sınırı yoktur. Bu durumda Joe sapkın savunmaları had safhaya ulaşmış bir nevrotik midir, yoksa yapısal olarak bir sapkın mı? Fikrimce bu tartışma karakterlerin gerçeğe yeterince uygun olmayan psikopatolojik uyarlamalarına yenik düşüyor.

Dizi aynı zamanda izleyenleri Joe Goldberg’e yönelik hisleri açısından oldukça ikircikli noktalarda tutuyor. Joe’ya konumlarını belirlemek izleyenler için kimi zaman lunaparkta bir hız trenine binmeye benziyor: koltuklarda yerler alındıktan sonra tren bazen eğlenceli, bazen de korkutucu olacak. Joe’nun karanlık, soğukkanlılıkla cinayet işleyen tarafı sevdiği kişilerin üzerine titreyen, korumacı ve onları kaybetmemek için her şeyi yapmaya hazır tarafıyla tezat oluşturuyor. Peki ya bu tezat yer yer inceliyor, nedenler ve korkunç sonuçlar arasındaki çizgi bazen bulanıklaşıyorsa?

Joe âşık olduğu kişilerle ilişkisinde problem yaratabileceğini düşündüğü insanları veya sevdiklerinin güvenliği için tehdit oluşturduğunu düşündüğü kişileri öldürüyor. Cinayete gelene kadarki yolda Joe’nun sevdiği kişilerle aklındaki tamamlayıcı birlikteliği yaşayabilmek için bir 16.yy. şövalyesi kadar romantik olabileceği gösteriliyor. Joe’nun sınır tanımadığı noktalar sevdikleri için onlar adına neyin iyi neyin kötü olduğuna çoktan karar vermiş bir halde korumacılığı sonuna kadar ilerlettiği anlar. Aynı zamanda Joe’yu sıklıkla çaresiz bir halde görüyoruz. Geçmişin hırpalayıcı izlerini üzerinde taşıyan yaralı bir hayvan gibi sevginin peşinden koşuyor. İzleyenler bu noktalarda belki de kendilerini Joe’yu sempatik bulmaktan, hatta kendilerini ona yakın hissetmekten alıkoyamıyorlar: “Joe ne kadar çok yara almış! Sevdikleri için ne kadar da çok şey yapmaya hazır!”.  Hatta kurgusal bir izleyicinin düşüncelerini bir adım ileriye götürdüğünü varsayalım: “Joe’nun her hareketi için bir nedeni var. Yaptıklarını sevdikleri için yapıyor. O aslında haklı.”. 

Elbette ki her izleyicinin Joe Goldberg’ün sapkın bir savunması haline gelmiş olan cinayetlerini haklı gördüğü çıkarımı absürt olurdu. Fakat Joe için yer yer uyandırılan sempati de oldukça gözler önünde bulunuyor. Bu durumda karakterin psikopatolojisinden bir adım geriye atıp dikkatimizi dizinin ne izlettirmekte olduğuna verelim: dizi bir seri katile bazı yönleriyle empati duyulmasını sağlıyor. İnsanları takip eden, kişisel hiçbir sınırı önemsemeden yer yer evlere, her zaman da özel hayatlara davetsizce giren, işler istediği gibi ilerlemeyince insanları ses geçirmez bir kafese kapatan, açmaz büyüyünce de kaygı duymadan bu kişileri öldüren bir seri katil… Dizi bu karakteri sempatik göstererek başlı başına sapkın denilebilecek yol izliyor.

 

 

 

 

Su Polat

Kasım  2021

11 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page